Tank Nasıl Yapılır?

I. Dünya Savaşı: İlk tanklar

Batı Cephesi’ndeki savaş koşulları Birleşik Krallık Ordusu’nu, siperleri geçebilecek, dikenli telleri aşabilecek ve makineli tüfek ateşinden etkilenmeyecek kendinden tahrikli bir araç geliştirmek için araştırmaya itmiştir. 1914 yılında Kraliyet Deniz Hava Kuvvetleri tarafından bir Rolls-Royce zırhlı aracın kullanıldığını gören ve Binbaşı Ernest Swinton’ın paletli bir savaş aracı üretme fikrinden haberdar olan, zamanın Deniz Kuvvetleri Komutanı Winston Churchill bu yeni silahın geliştirilmesini izlemek için Landships Committee (Karagemileri Komitesi)’nin kurulmasına önayak oldu. Karagemileri Komitesi, Little Willie adı verilen ve Birleşik Krallık Ordusu tarafından 6 Eylül 1915’te test edilen ilk başarılı tank prototipini ortaya çıkardı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından karagemisi diye adlandırılsalar da, gizliliği sağlamak açısından ilk araçlar su depoları ya da kısaca ‘”tank”‘ olarak adlandırılmıştır. İşçilere paletli su taşıyıcıları ürettikleri izlenimi vermek için kullanılan tank kelimesi 24 Aralık 1915’te resmi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

İlk operasyonel tank olan Mark I, Kraliyet Donanması’ndan Yüzbaşı H.W. Mortimore tarafından 15 Eylül 1916’da Somme Çarpışması esnasında Delville Korusu’nda kullanılmıştır. Fransızlar Holt traktörlerinden geliştirdikleri Schneider CA1 tankını ilk defa 16 Nisan 1917’de kullanmışlardır. Tankların yoğun olarak kullanılıp başarılı oldukları ilk çarpışma 20 Kasım 1917’deki Cambrai Çarpışması olmuştur. Daha sonraki Amiens Çarpışması’nda da tanklar, zırhlı destekleriyle Alman siperlerini yarıp geçme konusunda etkili olmuşlardır. Tank sayesinde siper savaşı demode olmuştur. Birleşik Krallık ve Fransız kuvvetleri tarafından savaş alanlarında kullanılan binlerce tank savaşın kazanılmasında önemli katkılarda bulunmuştur.

Tanklarla ilgili ilk sonuçlar biraz ikilemliydi, güvenilirlik sorunlarının karşısında komuta heyetinin sabırsızlığı sürtüşmelere yol açıyordu. İlk anda ürkütücü bir etki yaratıyor olsa da küçük gruplar halinde yayılan tankların taktik değerleri ve vuruş güçleri azalıyordu. Alman kuvvetleri şoktan ve antitank silahlarının eksikliğinden etkilendi ama rastlantıyla da olsa som antitank gülleri buldular ve Birleşik Krallık tanklarının hareketliliğini kısıtlamak için daha geniş siperler kazdılar.

Değişen savaş alanı koşulları ve güvenilirlik sorunları Müttefik Kuvvetler tanklarının sürekli geliştirilmesine ve çok uzun olan Mark V gibi modellerin üretilmesine neden olmuştur. Mark V özellikle geniş siperler gibi büyük engelleri günümüzün birçok zırhlı savaş aracından daha kolay aşabiliyordu.

Almanya, I. Dünya Savaşı sırasında genellikle ele geçirdiği az sayıda tankı kullanmıştır. Kendi tasarımları olan A7V’den yalnızca yirmi kadar üretmişlerdir.

1920’lerden II. Dünya Savaşı’na kadar

Birçok ülke iki büyük savaş arasında tank tasarımları yapıp bunları hayata geçirdi. 1920’lerde zırhlı birlikler konusuna büyük ilgi olduğu için Birleşik Krallık tasarımları bunların en ilerileriydi. Fransa ve Almanya, I. Dünya Savaşı sonrasının ilk yıllarında hem ekonomik durumları hem de Versailles Antlaşması nedeniyle çok fazla geliştirme yapmadılar. ABD de bu yıllarda çok fazla geliştirme çalışması yapmadı, çünkü ordu içinde en kıdemli sınıflardan olan Süvari sınıfı tank geliştirmeye ayrılan fonların büyük çoğunluğunu devralmayı başarmıştı. Hatta I. Dünya Savaşı’nda tank deneyimi kazanan George S. Patton bile bu dönemde Zırhlı Birlik sınıfından tekrar Süvari sınıfına dönmüştür.

Bu dönem boyunca çoğu Birleşik Krallık’ta geliştirilen birkaç tank sınıfı yaygındı. Hafif tanklar, genellikle onlarca ton ağırlığında idi ve keşif için kullanılıyorlardı. Genellikle diğer hafif tanklar üzerinde etkisi olan hafif bir silah ile donatılıyorlardı. Orta sınıf tanklar ya da Birleşik Krallık’ta bilindiği adıyla kruvazörler biraz daha ağırdı ve uzun menzilli hızlı ilerlemek için kullanılıyorlardı. Son olarak, ağır tanklar ya da piyade tankları çok ağır zırhla donatılmıştı ve çok yavaş hareket ediyorlardı. Genel düşünce, ağır zırhlar düşmanın antitank silahlarına dayanıklı olduğu için piyade tanklarını piyade ile koordineli kullanıp düşman hatlarını yarmaktı. Birleşik birlik düşman hattını yardığında, kruvazör tank grupları bu boşluktan düşman hattının gerisine sarkarak tedarik zincirine ve komuta merkezlerine saldıracaktı. Bu bir-ikilik vuruş Birleşik Krallık tank birliklerinin temel çarpışma felsefesiydi ve Almanlar tarafından Blitzkrieg (Yıldırım Harekâtı) doktrininin önemli bir parçası olarak uyarlanmıştır. J.F.C. Fuller’ın I. Dünya Savaşı doktrini bu konudaki her öncü için temel kaynak olmuştur: Birleşik Krallık’ta Hobart, Almanya’da Guderian, ABD’de Chaffee Fransa’da de Gaulle ve SSCB’de Tuhaçevski. Hemen hemen hepsi aynı sonuçlara varmışlardır, ancak en gelişmişi, Tukhachevsky’nin havadan yön bulmayı da içeren doktrini sayılır. Bunları hayata geçiren sadece Almanya olmuştur ve Blitzkriegi yenilmesi güç yapan daha üstün silahlar değil, daha üstün taktikleridir.

Tank tanka çarpışma hakkında düşünceler üretildiyse de antitank silahlara ve antitank araçlara ilgi daha güçlüydü. Bu görüşün en ileriye götürüldüğü ABD’de tankların diğer zırhlı araçlardan kaçınması ve düşman tanklarıyla tanksavar birliklerin ilgilenmesi beklenirdi. Birleşik Krallık da aynı yolu seçti ve hafif tankları üretmeye devam etti, tankları ördeklere benzeterek yeterince hızlı olabilirlerse vurulmaktan kurtulabilecekleri düşünülüyordu. Pratikte bu düşüncelerin tehlikeli olduğu kanıtlandı. Savaş alanındaki tank sayısı arttıkça, tankların karşılaşması kaçınılmaz oluyordu, tanklar aynı zamanda etkili tanksavar araçları olmak zorundaydı. Hâlbuki yalnızca diğer tanklarla başedebilmek için tasarlanmış tanklar diğer tehditler karşısında çaresiz kalıyor ve piyadeye yeterli destek veremiyorlardı. Tank ve tanksavar ateşine karşı olan zayıflık hemen hemen tüm tank tasarımlarında hızlı savunma pozisyonu ve hızlı atış yapabilme yönlerine ağırlık verilmesini gerektirdi. Önceleri sadece hedef geçmeye yönelik olarak tasarlanan tank şekli, gizlilik ve denge unsurları arasında uzlaştırılan alçakgönüllü tasarımlara dönüştü.

II. Dünya Savaşı

II. Dünya Savaşı’nda tank tasarımlarında bazı ilerlemeler kaydedildi. Örneğin Almanya, sadece eğitim amaçlı kullanılan Panzer I gibi hafif zırhlı ve hafif silahlı tankları ortaya çıkardı. Bu hızlı ilerleyen tanklar ve diğer zırhlı araçlar Blitzkrieg’ın kritik unsurları olmuşlardır. Hâlbuki bu tanklar Birleşik Krallık tankları ile karşı karşıya kaldıklarında pek etkili olamıyor, silahları ve zırhı daha üstün olan Sovyet T-34’ler karşısında ise kayba uğruyorlardı. Savaşın sonuna doğru hemen hemen tüm ülkeler tanklarının ateşgücünü ve zırhlarını artırmışlardır. Örneğin, Panzer I tankının sadece iki makineli tüfeği olmasına karşın, Almanların savaşın başında en ağır tank tasarımı olan Panzer IV’ün savaşın sonunda düşük hızlı 75 mm. topu (zırh delici özelliği yoktu ancak mermisi, piyadelere karşı etkili, yüksek patlayıcı ihtiva ediyordu) bulunuyordu ve tankın ağırlığı 20 tondan azdı. Savaş sonundaki Alman standart orta sınıf tankı Panther’de yüksek hızlı, güçlü bir 75 mm.lik top taşıyan ve ağırlığı kırk beş ton olan bir tanktı. 2. Dünya Savaşı ‘nda Alman tanklarının Rusyada savaşamadan donması üzerine Hitler’in emriyle ilk susuz motor yapılmıştır.

Savaş zamanındaki başka bir önemli gelişme de baştan sona yenilenmiş süspansiyon sistemlerinin ortaya çıkmasıydı. Önemli görünmese de, süspansiyon sistemlerinin kalitesi bir tankın arazi geçiş performansını belirleyen en önemli etmendir. Kısıtlı bir süspansiyon sistemine sahip tanklar hareket halinde iken personeli aşırı derecede sallayarak işleri zorlaştırır, hızı sınırlar ve neredeyse hareket halinde iken ateş etmeyi imkânsız hale getirir. Christie süspansiyon sistemi ya da torsion- bar süspansiyon sistemi gibi yeni sistemler performansı hatırı sayılır derecede artırmış ve savaş sonu tasarımı olan Panther’lerin daha önce üretilen tankların yol üzerinde ulaşamadığı hızlara arazi üzerinde çıkmasına olanak vermiştir.

Aynı zamanda tankların çoğu telsizle donatılmış (tüm Amerikan ve Alman tankları, bazı Sovyet tankları, Birleşik Krallık telsizleri yaygındı ama çok kaliteli değildi) ve tankların sevk ve idaresi önemli derecede artırılmıştır. Tank gövdeleri mayın temizleme ya da istihkâm hizmetleri gibi işlerde kullanılmak üzere uyarlanmıştır. Savaşan ana güçlerin hepsi aynı zamanda kendinden tahrikli özelleşmiş silahlar da üretmişlerdir: Toplar, tanksavarlar ve tank avcıları (büyük kalibre silahlar taşıyan zırhlı araçlar). Tanklardan daha basit ve ucuz olan Alman ve Sovyet tank avcıları savaş esnasında kullanılan araçlar içinde en ağır silahlara sahiptiler. ABD ve Birleşik Krallık tarafından kullanılan tank avcıları ise doktrinleri dışında tanklardan ayırt edilemiyorlardı.

Taretler başlarda tanklarda genel olarak kullanılmamakla birlikte, tasarımda yol alındıkça ayrılmaz bir parça olmuştur. Eğer tankın silahıyla zırhlı hedeflere saldırılacaksa bu silahın mümkün olduğunca güçlü ve büyük olmasının önemi anlaşılmış ve tek bir büyük silah ile ateş alanının tamamına hâkim olunması hayati bir özellik sayılmıştır. II. Dünya Savaşı’nın bitimiyle birlikte Sovyet T-35 gibi çok taretli tank tasarımlarından vazgeçilmiştir. Tankların büyük çoğunluğunda en azından bir gövde makineli tüfeği bırakılmıştır. Hatta savaştan sonra bile, M60 Patton tanklarında tank komutanı için küçük bir ikincil taret bırakılmıştır.

Soğuk Savaş ve sonrası

II. Dünya Savaşı’ndan sonra tank geliştirme çalışmaları genel olarak daha önce olduğu gibi ilerlemiş ve daha çok orta ve ağır sınıf tanklarda ilerlemeler kaydedilmiştir. Hafif tanklar artık sadece keşif ile görevlendirilmiş, ancak ABD’de hava indirme desteği için de kullanılmıştır. Ancak hava taşımacılığının ağırlık kısıtlamaları nedeniyle böyle bir tankın üretilmesi mümkün olmadığından zaman içinde giderek bu sınıf kullanımdan kalkmıştır.

Ama gerçek bir dönüşümün temelleri varolan tasarımlar üzerinde atılmaya başlanmıştı. Daha iyi süspansiyon sistemleri ile büyük oranda gelişmiş motorların birlikte kullanıldığı savaş sonu orta sınıf tanklar savaş başındaki ağır sınıf tanklardan daha üstündüler. Daha az zırh ilavesi ve bunu karşılayacak biraz daha büyük motorlarla, orta sınıf tanklar neredeyse tüm antitank silahlara karşı koyacak hale gelmişti. Orta sınıf bir tankın hareketliliğine sahip iken ağır tankların silahlarına bile karşı koyabiliyorlardı. Birçok araştırmacı dönüm noktasının Panther (Panzer) olduğunu düşünür. Panzer kendisinden sonra gelen hemen her tank tasarımı için temel teşkil etmiştir. Hâlbuki Panther’in zırhı çok iyi değildi ve ağır tanklarla eşit olarak mücadele edemiyordu.

Her noktası ile mükemmel olarak değerlendirilen ilk tankın Birleşik Krallık’ın Centurion tankı olduğu düşünülür. En son versiyonlarıyla Almanların ünlü 88 mm. toplarının ateşine dayanabiliyor, savaş alanındaki her silahtan üstün olan ölümcül 105 mm. Royal Ordnance L7 topunu taşıyor ve 650 hp’lik mükemmel Rolls-Royce Meteor motoruyla 56 km/s hıza ulaşabiliyordu. Centurion tankları Birleşik Krallık Ordusunun tüm orta sınıf tanklarının yerine geçti ve ağır tank sınıfını tamamen ortadan kaldırdı. Evrensel tank olarak nitelendirilen bu tank daha sonra ana muharebe tankı olarak adlandırılmıştır.

Güdümlü antitank füze tehdidine karşı, geliştirme çalışmaları zırh kalınlığından çok zırh teknolojisine kaydı. Top teknolojisi hatırı sayılır şekilde I. Dünya Savaşı teknolojisine benzer kaldı. Hizmette olan tankların büyük çoğunluğunda top hâlâ elle doldurulmaktadır ancak mermi etkinliğinde büyük aşamalar katedilmiştir.

Tankların temel rolleri ve özelliklerinin tamamına yakını I. Dünya Savaşı sonunda geliştirilmiş olsa da, o zamanki tankların 21. yüzyıl kopyaları, performans seviyelerini on kat artırmıştır. Özellikle diğer tankların yarattığı sürekli değişen tehditlere ve gereksinimlere cevap verebilmek için büyük oranda düzeltmeye uğramışlardır. Tankların artan yeteneklerinin karşısında dengeyi sağlamak için diğer tanklar ve antitank silahlar sürekli geliştirilmiştir.

Bu Yazıyı Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir